Dünya Sağlık Örgütü (WHO) diyabeti, kan şekerinin aç karnına en az iki kez 126 mg/dl üzerine çıkması ile karakterize bir hastalık olarak tanımlamaktadır. Her insanın ideal kan şekeri seviyesi (glisemi) kendine özgüdür. 126 mg/dl üzerine çıktığında ise organizma için zarar verici olmaktadır. Normal koşullarda kan şekeri 110 mg/dl’nin altında olmalıdır. 110-126 mg/dl olduğunda halk arasında “gizli şeker” diye tabir edilen insülin direnci ile karakterize pre-diyabet söz konusudur.

Kan şekerinin ideal seviyede tutulması için vücutta bazı hormonlar salgılanır. Kan şekerinden doğrudan sorumlu olan hormonlar pankreastan salgılanan insülin ve glukagondur. İnsülin kan şekerinin düşürülmesinden, glukagon ise yükseltilmesinden sorumludur. Diyabetin nedenleri; pankreasın yeterli seviyede insülin salgılayamaması ya da insülinin dokular üzerinde etkinlik gösterememesidir.

Diyabetin Tanı Kriterleri:

  • Aç karnına yapılan iki ölçümde 126 mg/dl üzerinde glisemi saptanması,
  • Aç veya tok olarak yapılmış iki ölçümde 200 mg/dl üzerinde glisemi saptanması.

Bu iki duruma idrarda kan şekeri (glikozüri) varlığı eşlik edebilir ancak glikozüri diyabet tanısı konulmasında kullanılmaz.

diyabet ve beslenme
Diyabet belirtileri gösteriyorsanız bir iç hastalıkları uzmanına başvurun.

Glikoz İntoleransı

Diyabetli olmayan bir kişi belli miktarda (75 gr kadar) glikoz içeren bir öğünle beslendikten sonrakan şekerinde belli bir yükselme saptanır. Öğünden 2 saat sonra kan şekeri 140 mg/dl değerinin üzerine çıkmaz. Diyabet hastasında ise bu değer 200 mg/dl olarak görülmektedir. Glikoz intoleransı olarak adlandırılan bu durumda ise öğünden 2 saat sonra kan şekeri 140-200 mg/dl arasındadır. Bu değer aralığında diyabet tanısı söz konusu olmamakla birlikte kişiler diyabet riski taşımaktadır. Sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite ile yaşam tarzı değişikliğinin sağlanmasıyla bu problem çözülmektedir.

Tip1 ve Tip2 Diyabet

Tip 1 diyabet; Juvenil diyabet ya da insüline bağımlı diyabet olarak da adlandırılan bir otoimmün hastalık yani bağışıklık sistemi hastalığıdır. Bu hastalığın sebebi bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine saldırmasıdır. Otoimmün antijenler, insülin üreten pankreasın beta hücrelerine saldırarak onları yok ederler. Bu nedenle vücut insülini salgılayamaz olur ve kan şekeri düşürülemez. Tip 1 diyabet hastalarının ömürleri boyunca dışardan insülin almaları gerekmektedir.

Tip 2 diyabet; insüline bağımlı olmayan ya da erişkin diyabeti olarak adlandırılır. Bu tip diyabet geçmişte sıklıkla 50’li yaşlarda görülürken kötü yaşam tarzı ile birlikte obezitenin artmış olmasından kaynaklı olarak günümüzde küçük çocuklarda bile görülmektedir. Tip 2 diyabette pankreas hala insülin üretebilmektedir anca salgılanan insülin dokular üzerinde beklenen etkiyi gösteremez (insülin direnci). Bu hastaların sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite ile yaşam tarzlarını iyileştirmesi gerekmektedir.

Diyabetin Nedenleri?

Diyabet hastalığında genetik yatkınlık önemli bir etkendir. Anne ve babadan gelen bazı genler diyabet oluşumuna neden olabilir. Anneden ya da babadan gelen genlerle risk oluşmaktadır, eğer iki tarafta da diyabet hastalığı görülüyorsa risk daha da artmaktadır. Aileden gelen genlerle var olan risk faktörleri olumsuz çevre şartlarıyla da desteklenirse hastalık kaçınılmaz olacaktır. Diyabetin çocuklara geçiş riski, Tip 2 diyabette Tip 1 diyabete göre daha fazladır.

Olumsuz çevre şartlarını Tip 1 için viral enfeksiyonlar oluştururken Tip 2 için hareketsizlik ve aşırı kilo oluşturur.

Diyabet Hastalığındaki Riskler Nelerdir?

Damar bozuklukları: Yıllar boyunca süren kan şekerinin yüksekliği, küçük ve büyük çaptaki damarlardaki bozulmaya yol açar.Bu bozukluklar, hasarlı damarlarla beslenen organlara da zarar verir.

Göz bozuklukları (retinopati): Diyabete bağlı olarak göz damarlarının zarar görmesi nedeniyle gerçekleşir. Hipertansiyon gibi eşlik eden faktörler de görme kaybı riskini artırır. Bu durum gelişmiş ülkelerde körlüğün birinci sebebidir.

Sinirlerde bozukluk (nöropati): Her yaştaki ve her türdeki diyabet hastalarının yaklaşık %30’unda nöropati görülür. Genellikle kötü takipli diyabet hastalarında görülmektedir. Hasar gören sinirler doku ve organlarda işlev kaybına neden olabilmekle birlikte bazı olgularda bu durumun geri dönüşümü olabilmektedir.

Böbrek bozuklukları (nefropati): Diyabete bağlı gelişen böbrek hastalığı, böbreğe besin ve oksijen taşıyan kılcal damarların hasar görmesi ve bunun sonucunda böbreklere zarar vermesiyle oluşur. Böbreklerin süzme işlevini yerine getiren glomerül adı verilen yapılar zarar görerek süzme işlevini yerine getiremez hale gelir.

Diyabet Hastasının Beslenmesi

Diyabet tanısı konulan herkes hastalığını takip eden doktorun yanı sıra bir diyetisyenden de beslenme danışmanlığı almalıdır.Diyetisyen, beslenme düzenini, besinlerin niteliği ve kalori düzeyleri açısından çeşitli ve dengeli olarak kişiye özgü bir şekilde planlar.

Diyabet hastasının beslenme planı sağlıklı bir insanın beslenme düzeninden çok da farklı değildir. Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ana ve ara öğünlerin kesinlikle atlanmamasıdır. Bir diğer önemli nokta ise şekerin ve içine şeker konulmuş besinlerin tüketilmemesine özen gösterilmesidir.

Karbonhidrat kaynağı olarak tam tahıllı un, ekmek ve makarna ile mevsiminde taze meyveler tercih edilmelidir. Karbonhidratlı tüm besinler kan şekerini aynı oranda yükseltmez. Meyveler ve tam tahıllı besinler aynı zamanda posa kaynağıdır. Besinlerin posa içeriği diyabet hastaları için önemlidir. Besinin içindeki posa miktarı ne kadar fazla ise kan şekerini yükseltme hızı o kadar düşer.

Protein kaynağı olarak da süt ve süt ürünleri, kırmızı et, tavuk ve balık eti ile aynı zamanda posa kaynağı olan kuru baklagiller tüketilmelidir. Et, tavuk ve balık için pişirme yöntemi ızgara, haşlama ya da fırında pişirme olmalıdır. Hayvansal ürünler aynı zamanda hayvansal yağ kaynağıdır. Bu ürünler belli bir miktarda tüketildiğinde dışarıdan ekstra hayvansal yağ tüketimine gerek olmamaktadır.

Görünen yağ kaynağı olarak tereyağı yukarıda bahsettiğim nedenden dolayı çok fazla tercih edilmemelidir ancak eğer isteniyorsa diyetisyenin belirleyeceği miktarda tüketilebilir. Zeytinyağı ve yağlı tohumlar olan kuru yemişlerin yağ kaynağı olarak tüketilmesi sağlık açısından büyük fayda sağlayacaktır.

Sonuç olarak, bir diyabet hastası, yeterli ve dengeli beslendiği sürece sağlıklı kişilerin tüketebildiği her şeyi tüketebilir!